« Önceki |

4/10/2009

Bir Gün



Bir gün bunalırsan ve sıkıntını paylaşmak istersen beni ara
İki elim kanda olsa gelirim, sıkıntını yok ederim

Bir gün ağlayacak gibi olursan da ara beni
Seni belki güldüremem ama, söz veriyorum seninle birlikte ağlayabilirim

Bir gün uzaklara kaçmak istersen beni aramaktan çekinme
Seni belki durduramam ama, seninle birlikte koşabilirim

Bir gün her hangi bir konuda kararsız kalırsan ara beni
Seni senden fazla düşünür, sana fikirler verebilirim

Bir gün kimseyi dinlememeye karar verirsen de ara beni
Ağzımı açmayacağımı, söylemediklerini bile dinleyeceğimi bil

Bir gün beni ararsan ve benden bir karşılık alamazsan..
Söz ver: O zaman sen ulaşmalısın bana
Çünkü o an bir dosta gereksinim duyduğumu bilmelisin.

4/10/2009

Bir Gün



Bir gün bunalırsan ve sıkıntını paylaşmak istersen beni ara
İki elim kanda olsa gelirim, sıkıntını yok ederim

Bir gün ağlayacak gibi olursan da ara beni
Seni belki güldüremem ama, söz veriyorum seninle birlikte ağlayabilirim

Bir gün uzaklara kaçmak istersen beni aramaktan çekinme
Seni belki durduramam ama, seninle birlikte koşabilirim

Bir gün her hangi bir konuda kararsız kalırsan ara beni
Seni senden fazla düşünür, sana fikirler verebilirim

Bir gün kimseyi dinlememeye karar verirsen de ara beni
Ağzımı açmayacağımı, söylemediklerini bile dinleyeceğimi bil

Bir gün beni ararsan ve benden bir karşılık alamazsan..
Söz ver: O zaman sen ulaşmalısın bana
Çünkü o an bir dosta gereksinim duyduğumu bilmelisin.

4/1/2009

Abime

       Takvimler bugün 5 yıl olduğunu söylüyorlar. Aramızdan ayrılışının, bizi hiç savunmasız ve hazırlıksız yakalayıp apansız bize ölümü öğrettiğin 5 çentik atmışım yüreğimin siperlerine. Yokluğuna nasıl alışacağımızı öğretmeden gittin, çaresiz dertlerini de alarak yanıbaşına, ve bizi de bırakarak öylece... Yokluğunun ilk zamanlarında olduğundan daha az akıyor şimdi gözyaşlarım dışarı.Akarsuyun akmak için taşları yara yara, toprağı eze eze kendine oluşturduğu yatak gibi, gözyaşlarım, içimin dehlizlerine ulaşmak için neleri aşındırdılar kimbilir ruhumda, artık gözyaşlarımın dışarıdan görünmemesi bundan mıdır sence?
       Hatırlar mısın bilmem; sana yolculuklarımdan bahsetmiştim, yitip giden geçmişimde. Akıl süzgecini şöyle bir karıştırırsan anımsayacaksın eminim. O, umuda olan kaçınılmaz yolculuklarımın kelimelere dönüşmüş halini. Cılız bir umudun peşine takılıp da, hüzünlerimle bedenimin koltuğa, gözlerimin cama, yüreğimizin sevdiklerimizde kaldığı o umuda yolculuklarımız.
       O an hüzünlerinle başbaşa iken; bütün pişmanlıklarını tartarken, yaptıkların ve yapamadıkların sokağında isyan çıkar ve hırslarımız kuyrukta beklerdi, biz tüm bu olup bitenden sıyrılıp, herkes gibi eş, dost, arkadaş gözlerine bakarken aradaki camdan duvarı aşıp, tüm kırgınlıkları bir rafa kaldırırarak onlara bir " Allahaısmarladık " demek geçerdi içimizden de, ellerimiz havada kalırdı hep. Umuda yolculuklarımız hep yalnız, hep bir başımıza başlardı.
       Ve bir başımıza çıktığımız bu yolda çileli, üzücü, yorucu ve kırıcı; aynı zamanda usanç dolu günlerin ardından senin gibi, benim gibi, bizim gibi kaderlerinin rüzgarına kapılmış hayatla omuz omuza, kimi zaman ağır yaralar almış ama yenilgiyi asla kabullenmemiş " Umut Yolcuları" ile karşılaşırız. Bu meşakkatli yolculuğun duraklarında katılırlar bize. Kimi zaman dumanı üstünde bir çay, kimi zaman bir nefes sigaradır onlar, hayatın mola yerlerinde bizi karşılarlar ve ansızın ayrılırlar.
       Bu yolculuk hiç bitmesin dersin, sürsün hep. Çünkü bu durakta ayrılık vardır, diğer durakta ise özlemlerin, hasretlerin en katmerlisini yaşayanlarla sarmaş dolaş olma vakti ve hasret kaldığımız, hep arzuladığımız uğurlamayı buluruz karşımızda.
       Sen gidiyorsun, onlar kalıyor. Bu sefer bambaşka duygularla süzersin onları. Geçen tüm günlerin acısı bir yara gibi kanar yüreğinde. Bir el sallamaya özlem duyman acı verir şimdi. İsteksizce, sıkıntıyla, bin yıllık savaş bitkinliğiyle kaldırırsın elini zoraki.
       Dışarıdaki zemheri soğuğu senin bile içine işler.
       Sen giderken geride kalan, elleri havada pır pır eden dostlar, buğulu bir cam ve camda bir yazı...

        " ELVEDA "

                                                                                                                                um.gez.

1/11/2008

SILA

      Kara bir tren, upuzun bir yol savurur uzaklara. Vagonlarda kömür kokusu, vagonlarda yalnızlık diz boyu. Sallanan beyaz mendiller donakalır gözbebeklerinde. Geride anılar, özlemler;  geride ana, yar bırakılır boynu bükük...
      Buralara gurbet yağmuru yağar, köy yağmuruna benzemez, soğuk olur, yakar ellerini, yüreğini taa ciğerden. Burada hızla düşer kaldırımlara, orada ağır ağır yaylalara. Burası gökdelen kokar, egsoz kokar, orası kekik alabildiğine. Burada mor hüzünler var salkım salkım, orada mor üzümler dallarda. Her daim kış yaşanır bu yabancı kaldırımlarda. Orda gül mevsimi vardır taptaze.
      Her gece gurbut türküsü takılır diline, hoyrat asi bir rüzgar eser sana yabancı. Tanımadığın yıldızlar dolaşır semalarda. Ne geceleri dost olur yalnızlığına ne de gündüzleri. Gurbete inat dimdik ayakta durmak için sabret dersin pervasız yüreğine.
      Seneler geçtikçe aynada kır saçlı biri beliriverir. Uzaktakiler usanmadan beklermiş gurbettekini. Dönsem, gitsem yine bir kara trene takılıp, yaylalar bedenimi kucaklar mı? Kır saçlarımla kucaklasam tanır mı dcostum beni? Bir gün dönsem küçükken adını bile duymadığım bu memleketten, köy yağmuruna, kekik kokusuna, mor üzümlere kavuruşum değil mi?

23/12/2007

Hafızanın Sırrı Bu Mu ?

Gidenler sende hep kendilerinden bir şeyler bırakıyor

Senden sonra artık, kırmızı kırmızı değil

Gökyüzünün mavisi de artık mavi değil

Ağaçlar artık yeşil değil

Senden sonra, biz olma özleminin renklerini aramalıyım

Senden sonra, bizleri utangaç ve kaçak kılan acıyı bile özlüyorum.

Bekleyişleri, vazgeçişleri, şifreli mesajları bile özlüyorum.

Görmek istemeyenlerin kör dünyasında kaçamak bakışmalarımız,

Bizleri görselerdi onların utancı, nefreti, acımazsızlığı olurduk

Senden af dileme cesaretini henüz gösteremediğim için pişmanlık duyuyorum

O yüzden artık pencerene bile bakamıyorum

Seni hep orada görürdüm, henüz adını bile bilmezken

Senin daha iyi bir dünya düşlediğin zamanlar

Bir ağacın ağaç. mavinin gökyüzü olmasının yasaklanamayacağı bir dünya

Bilmem bu daha iyi bir dünya mı?

Bunun daha iyi bir dünya olduğunu nasıl söyleyebilirim?

Senin olmadığın bir dünya için bunu nasıl söylerim?